İzzet EKER

Diğer Yazılar


Tarih: 12/10/2018 7:33:58 PM Beğenme Hata Bildir

“ İstişare, pişmanlığa karşı bir kaledir.” ( Hadis-i Şerif )

Şûra, meşveret, istişare, müşâvere,  işâret gibi kelimelerin hepsi aynı kökten ( Arapça: Şe-ve-ra ) türemiştir. 

İbn Manzur’un Lisanü’l – Arab isimli sözlüğüne baktığımız zaman “ Şûrâ “kelimesinin öz anlamının “ arı kovanından bal almak “ olduğunu görmekteyiz.

Kelimenin terim anlamı ise; herhangi bir konuda başkalarına danışma, onlarla istişarede bulunma, görüş ve bilgi alışverişi içinde olma demektir.

Şûra’nın temel amacı; ele alınan, ortaya atılan görüşler, fikirler içerisinden en uygun ve en isabetli olanı seçmektir. En az hata ihtimali olanı seçerek en doğru olan görüşü tercih etmektir.

Şûra da çoğunluk tarafından kabul edilen en doğru görüşün yürürlülüğe konması ise demokrasi uygulamasına en güzel örneklerden birisidir.

İstişare Allah’ın emri ve Peygamberimizin ( s.a.v. ) sünnetidir.

Yunanca kökenli bir kelime olan “ Demokrasi “ sözcüğü iki kelimenin birleşmesinden meydana gelmektedir.

Bu kelimeler “ halk “ anlamına gelen “ Demos “ ile “ iktidar “ anlamına gelen “ Kratos “ dur.

Türkçemize ise Fransızca “ democratia “ kelimesinden geçmiştir.

En klasik tanımıyla hepimize ilkokul sıralarından beri öğretilen “ halkın kendi kendisini yönetmesi ve görüşlerini özgürce söyleyebilme  “  biçimidir demokrasi.

Peygamberimizin ( s.a.v. ) hayatına baktığımız zaman şûra ve demokrasi hususunda uygulamış olduğu pek çok örnekleri görmemiz mümkündür.

Toplumu ilgilendiren her önemli işten önce ashabıyla görüş alışverişinde bulunmayı ilke edinen Peygamberimiz ( s.a.v. ), istişare sonucunda çıkan karara göre davranır, halkının genel eğilimini göz önünde bulundur ve demokratik bir anlayışla – kendi o görüşe katılmasa bile – çıkan kararı uygulardı.

Buna verebileceğimiz en güzel emsal, Peygamberimizin Uhud Savaşı öncesinde ashabıyla yapmış olduğu şûradır:

Hz. Muhammed ( s.a.v. ) her savaştan önce olduğu gibi Uhud Savaşından önce de ashabının ileri gelenleriyle istişarede bulunmuş ve nasıl bir savaş taktiği izlemeleri gerektiği konusundan onların görüşlerini almıştır.

Peygamberimizin ( s.a.v. ) kendi görüşü Medine’de kalıp savunma savaşı yapılması şeklindedir ve bu görüşünü de ashabıyla paylaşmıştır.

Fakat Bedir Savaşına katılanların Kur’an’da övgülere mazhar olması, Peygamberimiz tarafından Bedir şehitlerinin ve gazilerinin cennete gireceğinin müjdelenmesi, Bedir Savaşına çeşitli sebeplerle katılamayan birçok kimsenin Müşriklerle savunma savaşı değil de hücum savaşı yapılmasını istemesine sebep olmuştur.

Yapılan istişare sonucunda genel eğilimin şehir dışına çıkılıp savunma savaşı yapılmasını istemesi üzerine Peygamberimiz ( s.a.v. ), kendi görüşüne ters de olsa demokrasiden yana tavır koymuş, savaşta kaybedeceğini bile bile onların bu isteklerini geri çevirmeyerek Müslümanlara sefere çıkmaları için hazırlık yapmaları emrini vermiştir.

Peki, Peygamberimiz ( s.a.v. ) kaybedeceğini bile bile neden bu teklifi kabul etmiş ve geri çevirmemiştir?

Geri çevirmemiştir çünkü “ yaşayan Kur’an “ olan Peygamberimiz ( s.a.v. ), monarşinin değil demokrasinin üstün olması gerektiğini bizlere uygulamasıyla göstermek ve kendisinden sonra da bu sünnetinin aynen devam etmesini sağlamak istemiştir.

Bedir esirlerine yapılacak muamele, Bedir savaşında ordunun konaklayacağı yer seçimi, İfk Olayında, Hudeybiye’de, Hendek Savaşından önce ne gibi strateji izleneceği gibi pek çok konuda da Peygamberimiz bu sünnetini sürdürmüş ve istişareye devam etmiştir.

Ashab-ı Güzin de Peygamberimizin bu sünnetini tam anlamıyla içlerine sindirmişler ve yaşam tarzı haline getirmişlerdir.

Öyle ki Peygamberimiz ( s.a.v. ), önemli bir karar alacağı zaman ona “ Ey Allah’ın Rasülü! Bu size Allah’tan gelen bir vahiy midir? Yoksa sizin kendi görüşünüz müdür? ” diye sormuşlar ve kendi görüşüm derse Allah’ın Rasülü ( s.a.v. ), onunla bu görüşü istişare etmişler, tartışmışlar, artı ve eksilerini mütalaa etmişlerdir.

Bu uygulama Peygamberimizin ( s.a.v. ) vefatından sonra da devam etmiş, Hz. Ömer vefat ederken yeni devlet başkanın seçimini altı kişiden oluşan bir şuraya bırakmış, hakem olarak tayin edilen Abdurrahman bin Avf halkın arasında gezerek onların görüşlerini almış, devlet başkanı olarak kimi görmek istediklerini sormuş ve kamuoyu yoklaması yaparak halkın çoğunluğunun teveccüh gösterdiği Hz. Osman’ı halife tayin etmiştir.

Uygulamalara baktığımız zaman şu sonuç ortaya çıkmaktadır: Demokrasi bir yaşama biçimidir ve halkın kendi görüşlerini açıkça dile getirmesini ve kendisini yönetecek bireyleri seçmesini ifade eder. İslam’da bizlere bunu öğütlemiş ve Peygamberimiz de hayatındaki uygulamalarında bizzat bunu bizlere göstermiştir.

NOT ETTİKLERİM: “ Yapacağın işi, daha önce bunu denemiş, tecrübeli kimseye danış. Çünkü o, kendisine pahalıya mal olmuş doğru görüşleri sana bedavaya verir. “ Lokman Hekim               

  • nurettin
    9/4/2019 1:59:04 PM / Şimdi bir yorum bırakın

    değerli hocam peygamberimizin istişareye verdiği önemi hepimizce malum ama şura ile demokrasiyi aynileştirmek yanlış çünkü efendimiz ashabıyla dini ahlaki veye bunlarla ilgili şeyi istişare etmiyordu fakat demokrasi ise her şeyi halkın çoğunluğun isteğine bırakıyor velev ki bu münker olsa bile ayrıca demokrasi dediğimiz kavram bize ilkokullarda öğretilen kadar masum değildir......

YAZARLAR