İbadetin Mana ve Hikmetleri Nedir?

Tarih: 29.10.2019 18:36:52 Kategori : Makaleler 57 Görüntülenme 0 Yorum Begen Hata Bildir
  • Allah için yapılan her şey ibadettir. İbadetin “  en yüksek saygı, en yüksek sevgi ve en yüksek itaat” anlamı; Kur’an ve hadislerin bütünlüğü ve toplumu inceleyerek ulaştığımız sonuçtur. Aşağıda delilleri, Âyet ve hadislerle ve örneklerle açıkladım.Tasavvufta uzaklaşmak manasındadır.  İbadet; “en yüksek saygı, en yüksek sevgi ve en yüksek itaat” anlamındadır.  haramlardan  İslam'da ibâdet; Allah'ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı bütün 

  • Şimdi tanım çerçevesinde tanımla ilgili olan ve olması muhtemel durumları açarak konuyu iyice belirgin kılalım.  Şöyle ki;  kıldığımız namaz, kestiğimiz kurban,  uyduğumuz yasaklar, hep saygı ve itaatin birer tezahürüdür. İbadet ikiye ayrılır:1) Saygı şeklinde ortaya konan ibadetler 2)Yasaklardan kaçınma şeklinde ortaya konan ibadetler. Bazen insanlar şunu söylüyorlar: Allah niçin ibadeti emretti, yoksa ihtiyacı mı var? Kanaatimizce bu soru ibadet kavramının manasını bilmemekten kaynaklanan bir sorundur. Elbette insanların bilmediği konuları sorma ve öğrenme hakkı vardır. Bu açıdan çokça sorulan bu soruyu açıklığa kavuşturmayı insanî bir görev bilerek konuyu inceleyelim.  Diyoruz ki: ihtiyacı yok ama hakkı var. Bir insan diyemez ki, İstediğim kötülüğü işleyeyim, canım ne isterse onu yapayım,  Allah’ın (haşa) buna karışma hakkı yok. 

  • İbadetin bir manası da yasaklardan kaçınma idi, hatırlayalım. Peygamber Efendimiz (asm) de şöyle buyurmuştur: “Allah iyilikleri de, kötülükleri de takdir etmiştir. Sonra bunu meleklerine açıklamıştır. Kim bir iyilik yapmayı düşünür ve sonra da yapamazsa Allah ona tam bir iyilik sevabı yazar. Eğer o iyiliği düşünür de, düşündüğünü gerçekleştirirse, Allah kendi katında on, yedi yüz ve daha fazla katı sevap yazar. Kim bir kötülük düşünür de, düşündüğünü yapmazsa, Allah buna günah yazmaz, hatta yapmadığı için sevap yazar. Eğer o kötülüğü düşünür ve yaparsa, Allah sadece bir günah yazar. Allah ancak kendi eliyle helâke gidenleri helâk eder.” (Buhârî, Rikak, 31; Müslim, İman, 207, 208) Ancak bizler dua ve zikirle sevap kazanmayı tercih etmeliyiz. Çünkü şeytan vesvesesinden kaçınmak elbette sevaptır. Ancak bu durumda kişi aynı zamanda risk altındadır. Şayet şeytan vesvesesine uyarsa günah kazanır. Bu durumda yapılması gereken: “Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” ( Araf 200) Âyetinde bize emredileni yapmaktır.  

  • Saygı şeklinde ortaya konan ibadetlere gelince bunlar; namaz, oruç, zikir gibi ibadetlerdir. Bilinmelidir başkaldırı önce saygı şeklindeki ibadetlerin terkiyle başlar, sonra genele yayılır. Allah’ın kendisine saygıyı isteme hakkı da vardır. Yasaklarına uymayı isteme hakkı da vardır.

  • Bir öğretmen içeri girince öğrenciler ayağa kalkar, Öğretmenin buna ihtiyacı mı vardır? Hayır. Öğrencinin ayağa kalkması öğrenciyi disipline eder. Günümüzde mesela mili bayramlar kutlarız. Her fırsatta milli duyguları işleriz. Amacımız milli duyguları canlı tutmaktır. Milli duyguların zayıflamasının ülkemiz için iyi sonuçlar vermeyeceği muhakkaktır. Aynı zamanda dini duyguların zayıflaması da dini yaşayış, Allah’ın emir ve yasakları için iyi sonuçlar vermez. İbadetler ile dini duygular sürekli canlı tutulur. Bir örnek: İnsanlar aziz şehitlerimizin huzurunda 2 dakikalık saygı duruşuna davet edilir. Amaç şehitliğin anlam ve önemini, bu toprakların değerini hatırlatmaktır. Yoksa şehitlerin buna ihtiyacı yoktur.  İnsanlara gösterilen saygıda da; makam, mevki, ilim, kişilik... hepsinin tesiri vardır. İnsanların dereceleri arttıkça saygının da artması gerekir. Biz buna “kadirşinaslık” diyoruz.  Sıradan bir insana gösterilen saygı ile bir devlet başkanına gösterilen saygı bir değildir. Devlet başkanına daha fazla saygı gösterilir. Yine bir devlet başkanına yapılan saygısızlık, o devlet başkanının şahsında bütün halkına yapılan bir saygısızlık kabul edilir. Yine bir bilim adamına gösterilen saygı ile cahil bir adama gösterilen saygı aynı değildir. Yüce Allah ise tüm âlemlerin rabbidir. Sonsuz yücelik sahibidir.  Elbette ona gösterilecek saygı daha da farklı olacaktır. O’nun makamına uygun saygı göstermek gerekir. Ona gösterilecek saygısızlık ta; O, tüm âlemlerin rabbi olduğu için tüm âlemlere bir saygısızlık kabul edilir. O'na nasıl saygı göstermeliyiz? Saygı da kural gerektirir. Her şeyi bilen Allah’ın saygı şeklini ve sınırlarını belirlemesi en doğal olandır. Bu durum insan neslini önceki ümmetlerde olduğu gibi Allah’ın katında şefaatçi olsunlar diye puta tapmak; birbirlerini kurban etmek, kendini helak etmek vs. gibi bir sürü saçmalık ve kaostan… korur.  

  • En yüce, mükemmel olan Allah’ın varlıkları ve insanı yarattıktan sonra kendi haline bırakması yüceliğine aykırıdır. Mükemmellikle bağdaşmaz. Enbiya sûresinden; “16﴿ Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.﴾17﴿ Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik, bunu asla yapmayız.” Kehf suresi 16. Ayet: “İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?” Dolayısıyla En yüce varlık Allah (CC) olduğuna göre, Allah’ın kendisine itaati emretmesi adaletinin ve yüceliğinin gereğidir. Ve de tabii ki hakkıdır. İnsanların ise buna ihtiyacı vardır.En yüksek itaat, en yüksek sevgi ve en yüksek saygı  -ancak en yüce varlığa karşı- olmalıdır.. Ben hiçbir varlığa itaat etmiyorum diyen bir insan; kendi nefsi arzularına en yüksek itaati gerçekleştirmiştir. “Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?” (Furkan 43) Onun içindir ki tarihsel sürece baktığımızda insanlar ya Allah’a ya putlara, ya da beşeri bir sisteme, ya kendi nefislerine karşı en yüksek  itaati gerçekleştirmişlerdir. İnsan, istese de bundan kaçınamaz  En yüksek saygı, sevgi ve itaati herhangibir varlığa göstermek aynı zamanda insanın fıtratında (yaratılışında) vardır. diyor.  Bu sebeplerledir ki bizler “ibadet sadece Allaha mahsustur” diyoruz. Namaz oruç gibi ibadetler saygının birer gösterilme şeklidir. Kur'an'da Allah; “Beni anmak için namaz kıl” (taha 14), “Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.”(Bakara 45) Yine; “onların ne etleri ne kanları Allaha ulaşır. Sizin takvanız ( itaatiniz) Allaha ulaşır.” (Hac 37) Ve yine; "Hem ehline de namaz ile emret, kendin de ona sabır ile devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Sana rızkını biz veriyoruz. Sonuç takvanındır. " ( Taha 132) ayetlerinde itaat ve derin saygı ya vurgu yapılmıştır. Özetle tekrar ediyoruz: Âlemlerin Rabbinin elbette kendisine en yüksek saygı ve itaati, yani ibadeti isteme hakkı vardır.  En yüksek övgü onun hakkıdır. Bir şey hak ise istenir, alınır. emrolunduğun gibi dosdoğru ol”            İbadet aynı zamanda saygı ve itaatin en yüksek şekline terim olarak da verilen isimdir. “Ey ademoğulları! Size tavsiye etmedim mi ki, şeytana ibadet etmeyiniz. Şüphe yok ki, o sizin için apaçık bir düşmandır.” ( Yasin suresi 60. Âyet Ö Nasuhi Bilmen meali). Bu ayette ibadet, itaat anlamında kullanılmıştır. Hud 112: “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” Bu Âyette “

  • İbadet kavramı tüm âlemler için geçerlidir.  Kur’an’dan deliller:“Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar” (En’âm 38- Elmalılı meali).“Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tespih etmektedir, O üstündür, hikmet sahibidir.(Haşr-1 Elmalılı meali) “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. Her şeye gücü yeten O'dur.”  (Teğabun-1  Elmalılı meali) Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır. (isra 44- Elmalılı meali)  “Senin Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin. Sonra meyvelerin hepsinden ye de, Rabbinin (sana) kolay kıldığı yollara gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır.” (Elmalılı meali- Nahl suresi-68, 69. Ayetler) “Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar. Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.” (Yasin 71, 72- Elmalılı meali) “Güneşi ve ayı, âdet ve görevlerinde devamlı olarak size o musahhar kıldı; yine gece ve gündüzün sizin faydanıza o bağladı. Hem Allah istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın bunca nimetini teker teker saymağa kalkışsanız, onu kısım kısım bile sayamazsınız. Gerçekten insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrahim 33,34-Ali Fikri Yavuz meali)

  • İbadet kavramı akıllı, şuurlu ve irade sahibi varlıklar söz konusu olunca emretme şeklinde olur.  Çünkü irade; düşünerek bağımsız davranabilme kabiliyeti demektir.  Böyle varlıklara nasıl davranmaları gerektiği önce öğretilir sonra öyle davranmaları gerektiği emredilir. Şayet ibadet emredilmemiş olsaydı, biz nasıl davranacağımızı bilemedik diyerek, yaptıkları yanlış davranışlara mazeret üreteceklerdi. Aynı zamanda ibadetin saygı, sevgi boyutu da gerçekleşmeyecekti. Veya amaç ve isabetliliğinden sapacaktı. Kasas 47: “Kendi iradeleriyle önceden yaptıklarından ötürü başlarına bir musibet geldiğinde, "Rabbimiz! Ah, ne olurdu, bize bir peygamber gönderseydin de âyetlerine uyup da müminlerden olsaydık!" diyecek olmasalardı (peygamber göndermezdik).” İçgüdü ile davranan varlıklarda gelince; nasıl davranmaları gerektiği içgüdülerine yerleştirilir. Cansız varlıkların da sistemleri kurulur. Dolayısıyla içgüdü ile hareket eden varlıklar ile cansız varlıklar Allah’ın onlar için ortaya koyduğu sistemle hareket ederek itaat, yani ibadet gerçekleştirirler. Şuurlu varlıklar olan insanlar, cinler ve melekler ise; - ilim ve şuurla hareket ettiklerinden- Allah, merhameti icabı onlara hareket tarzlarını öğretmektedir. Çünkü ilim ve şuur öğrenmekle kazanılır.  Kur’an’ın bütünlüğü içinde bu, çok rahat bir şekilde anlaşılabilir. Aynı zamanda İnsan ibadet,  (yani itaat ederek) ederek şuursuz varlıkların şuursuz olan davranışlarını da anlamlı hale getirir. Ben bunu, bedenimizde beynimiz ile davranışlarımızın anlam kazanmasına benzetiyorum.  Çünkü insan yaratılan varlıklar içerisinde kabiliyetleri ile diğer varlıkları hâkimiyet ve kontrolü altına almada en yüksek derecede olan varlıktır. İnsan yeryüzünde halife kılınmıştır. (Bkz: En’âm 165) Halife sözlüklerde temsilci, vekil, birisi adına iş gören, elçi… manalarına gelmektedir. Evet, insan şuurlu bir varlık olduğundan rabbinin koyduğu düzenle yürümelidir ve buna muhalefet etmemelidir. Örnek Âyeteler; “O (Allah) göğü yükseltti ve dengeyi koydu. Sakın dengeyi bozmayın” (Rahman,55/7,8- diyanet.gov.tr), “Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.”  (Araf-31, diyanet meali) “…Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı.[276] Öyle ise O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.” (Hud 61)

  • İbadetlerin saygı boyutunun önemi çokça insan tarafından fark edilememektedir. Namaz, oruç, Kur’an okuma, Allah’ı zikir boşuna emredilmemiştir. Mesela Kur’an’da Allah Bakara 45’te: “Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.” İbadetlerin itaat boyutunun önemi  de çokça insan tarafından fark edilememektedir Bakara 183’te: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” Buyurarak orucun nefis terbiyesi üzerindeki önemine değinmiştir. “ Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” ( Ankebut 45- Elmalılı meali) Ancak burada bahsedilen namaz huşu ile kılınan namazdır. Çünkü Mü’minûn 2. Ayette huşu ile namaz emredilmiştir. Huşu; Namazdaki davranışların ve okunan Ayet ve duaların manaları üzerinde tefekküre dalarak, dış dünya ile namaz esnasında uğraşı ve düşüncelerin mümkün olduğunca kesilmesi ile kılınan namazdır.  

  • Tüm kâinatı yaratan ve düzenini koyan Allah’tır. Namaz insana yaratıcısını ve yaratıcısı karşısında görevlerini sürekli hatırlatıp duran günlük meşgaledir.  İnsan hayatından bu tür meşgaleler çıkarılırsa zaman içerisinde dini duygular zayıflar ve bundan çeşitli zararlar oluşur. “Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. “   (Meryem 59) Allah bu ayetten önce, geçmiş milletlerden ve onlara namazın emredildiğinden bahsetmekte, o milletlerin önceki nesillerinin namaz kıldığını anlatmakta ve namazı terkten sonra meydana gelen değişime vurgu yapmaktadır. Şüphesiz dinin kaynağı Kur’an’dır. Biz delillerimizi öncelikle Kur’an’dan alırız.

  • Namazda el bağlama saygı ifadesidir. Rüku ve secde de saygının en üst şekilleridir. Müslümanlar saygının en üst şeklinin Allah’a mahsus olduğuna inanırlar. Namazla bunu hem ilan ederler, hem uygularlar. Ayrıca bu davranışlar ile bunu kendi nefislerine sürekli hatırlatırlar. Görmesek te huzurda el bağlama, saygı ile durma, rüku ve secde ile Rabbe karşı aciz olduğunu, Müslüman kişi, daima hatırlar. Böylece O’na karşı sevgi ve bağlılığı artar.

  • Bazen de diyorlar ki neden sürekli namaz: Cevabımız şudur: Allah sürekli saygıyı, sürekli itaati, sürekli sevgiyi hak edendir. Örneğin namazda ki rükü ve secde saygının en yüksek şekilleridir. Müslüman bunlarla; “Önünde boyun eğilecek tek varlık Allah’tır. Mutlak itaat edilecek tek varlık Allah’tır,” ı sürekli benliğine işler, derecesi bu yönde yükselir. Zamanla benliği bununla şekillenir.  Fatiha Sûresi 3. Âyette ki “Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz” manifestosunu gün içinde sürekli tekrar ederek; gün içinde kendisinin önüne çıkan haram durumlara karşı; “karşı duruş”  konusunda azim kazanır. 

  • Çünkü günah ortamları sürekli vardır. Bunlarla mücadele de süreklilik gerektirir. Bu durum İradenin sürekli tekrarını, kararlılığını ve güç kazanmasını gerekli kılıyor. Namaz ibadeti bu ortamda mücadele azmini gerek namazdaki hareketler ve gerekse de içeriği ile kuvvetlendirerek kötülüklerle mücadelede direncini arttırır.  Ankebut 45: “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” Namazın terki ise yavaş yavaş bozulmadır: “Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.” (Meryem 59) Bunun gibi, maddi zenginlik sürekli varsa, şükrü olan zekâtın da bir düzen içerisinde sürekliliği gerekir. Diğer ibadetler için de benzer durumlar söz konusudur. Her şeyi bilen Allah, zaten hepsi için kurallar koymuştur.“karşı duruş”  Fatiha Sûresi 3. Âyette ki “Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz” manifestosunu gün içinde sürekli tekrar ederek; gün içinde kendisinin önüne çıkan haram durumlara karşı; . Müslüman bunlarla; “Önünde boyun eğilecek tek varlık Allah’tır. Mutlak itaat edilecek tek varlık Allah’tır,” ı sürekli benliğine işler, derecesi bu yönde yükselir. Zamanla benliği bununla şekillenir.    Bazen de diyorlar ki neden sürekli namaz: Cevabımız şudur: Allah sürekli saygıyı, sürekli itaati, sürekli sevgiyi hak edendir. Örneğin namazda ki rükü ve secde saygının en yüksek şekilleridir

  • Zekât veren kişi şu düşünce ile zekâtını verir; “Malı veren Allah, bu malı nasıl ve nereye harcadığımın hesabını soracak. Mal benim için bir imtihandır.” Zekât bu duyguyu sürekli canlı tutunca, malı harama harcama, mala karşı aşırı hırs durumları tedavi olmuş olur. Hem malın belli oranda paylaşımı ile toplumda sevgi ve kaynaşma meydana gelir.

  • Haccın özellikle insan psikoljisi üzerinde derin etkileri vardır. Yıllar içerisinde mal, mülk, para, insanlarla uğraşı vs. ile yaşamı etkilenen insanlar, hac ile yeniden toparlanma imkânı bulurlar. Mesela bazı insanlar işadamlarının tatile gitmesi için; “Ne var yani, sene boyunca işle, insanlarla uğraşıyorlar. Tatile gitmekle stres yaşıyorlar. Bunu üzerlerinden atmaya ihtiyaçları yok mudur?” diyorlar. (Bu ifadeleri işadamlarının tatil yapmalarına itiraz için değil, konu üzerinde düşünülerek konunun anlaşılması için yazdım.) Ruhsal sükûneti, enerjisini toparlamayı, hac gibi; dini yaşamada psikolojik bir ortamın olduğu, makam ve mevkiinin, dünyalık uğraşıların bir tarafa bırakıldığı bir ortamda, insanların bu ruhsal sükûneti yakalamaları büyük bir olasılıktır. Tabii ki hacca giden insanların Allah rızası için gitmeleri gerekir. Ama hac, bu faydayı da sağlar. Zaten hacca gidip-gelen insanlarla konuşulduğunda bu durum rahatlıkla anlaşılabilir. Ve hac bir arınmadır. Allah bu fırsatı, insanların, günahlarından arınma imkânlarından biri olarak sunmuştur: “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa -kul hakları hariç- annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner.” (Buhari, Hac, 4) Hacda sadece zaruri olan yeme içme ve dinlenme… gibi izin verilen durumlar hariç hac, ibadetle ve tövbe ile geçirilirse o hac ile kişi günahlardan da arınır.

  • İbadetin tanımı olan en yüksek sevgi, en yüksek saygı ve en yüksek itaati; en yüksek saygı, en yüksek sevgi ve itaati; en yüksek itaat de en yüksek saygı ve sevgiyi gerektirir.  Çünkü en yüksek sevgiye layık olan varlık; en yüksek saygı ve en yüksek itaate; en yüksek saygıya layık varlık, en yüksek sevgi ve itaate; en yüksek itaate layık varlık en yüksek saygı ve sevgiyi hak eder. Arıca saygı sevgi ve itaat tüm gönlünce olursa en yüksek halini alır. De ki: "Bana, dini sadece kendisine halis kılarak Allah'a ibadet etmem emredildi." (Zümer 11)  Peygamberimiz de: “…ihlas, Allah’ı görürcesine O’na ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da O seni görüyor…” (Buhari Kitabu’l iman 1) buyurmuştur.

  • (Müslim, İmâre 38, hadis no: 1839, 3/1469) emrine göre hareket eder, içki davetine icabet etmeyiz. Ancak yemeğe davet etse, “Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altıdır: Karşılaştığın zaman selâm ver, seni dâvet ederse icâbet et, senden nasihat isterse nasihat et, aksırınca Allâh’a hamdederse «yerhamukellâh» de, hastalandığında onu ziyâret et, öldüğü zaman cenazesinin ardından git.” (Müslim, Selâm, 5) hadisine uyar, davetine icabet ederiz. Görüldüğü gibi İslam her alanda hayat düzeni kuruyor. “Allah’a isyan konusunda yaratılmışlara itaat edilmez.”         En yüksek itaat aynı zamanda mutlak itaattir. Bunun dışındaki itaatler mukayyet, yani şarta bağlı itaatlerdir. Yani bize emredilen, veya bizden istenen, dinin emirlerine uygunsa yerine getirilir. Uygun değilse yetine getirilmez. Mesela bir arkadaşımız içkiye davet etse: Allah içkiyi maide suresi 90 ve 91. Âyetleriyle haram kılmıştır deriz ve peygamberimizin,

  • Namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetlerin hem psikolojik hem de sosyolojik etkileri vardır. İbadetlerden her birinin fert ve toplum açısından onlarca faydası vardır. Allah rızası için faydalı ilim öğrenmek, bunları gelecek nesillere aktarmak da ibadettir. Evdeki çocukların ve diğer bireylerin nafakasını helal yoldan kazanma gayreti de ibadettir. Ancak bunu yaparken dünya ahiret dengesi kurulmalıdır. Örnek Âyetler: Bakara Sûresinden “200: … İnsanlardan kimisi: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver!" der. Onun için ahirette hiçbir kısmet yoktur.201 - Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır. 202 - İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır. Allah, hesabı çok çabuk görür.”  Nur 37: “Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” Cuma Sûresi 9, 10,11. âyetler: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır. Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasip arayın. Allah’ı da daima çok anın ki kurtuluşa eresiniz. Ama onlar bir ticaret veya eğlence gördüklerinde ona yönelip seni ayakta bırakıverdiler. De ki: "Allah’ın nezdinde olan, eğlenceden de ticaretten de üstündür. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır." Görüldüğü gibi rızık elde etmede, kazançta dünya ahiret dengesini kurmak gerekir. Âyetlerden anlaşılıyor ki namazı terk ederek kazanç sağlayayım düşüncesi ile yapılan çalışma ibadet değildir. Âyetler açıkça bu durumu yasaklamaktadır. Namaz zamanı namaz, kazanç zamanı kazanç olmalıdır. İnsanlar bunun planını yapmalı ona göre davranmalıdır.

  • İbadet etmesek ne olur? Şüphesiz Yüce Allah’ın makamına bir zarar gelmez. İbadet etmemekle O’na zarar da veremeyiz. Ancak ibadetin mana ve hikmetlerini bir bütün olarak düşünürsek İslam dininin ortaya koyduğu bakış açısıyla, yani İslam’a göre hem fert, hem de toplum olarak biz zarar görürüz. Bazı insanların Allah ibadete muhtaç mı? İbadeti emrediyor, şeklindeki yaklaşımlarına gelince; kanaatimizce bu sorunun temelinde yatan sebep; bu itirazı yapan insanların ibadet kavramının manasını ve bu mananın açılımlarını bilmemeleridir. İbadete insanlar muhtaçtır. Allah’ın ise kendisine en yüksek saygıyı ve itaati istemeye ve de insanlar için ortaya koyup onay verdiği sistemlere uymayı istemeye hakkı vardır.  Çünkü O tüm evrenin sahibidir. Hesap sormaya da O’nun hakkı vardır.

  •                                                                                                                                                      SEYFETTİN CİHANGİ                                                                                                                                                                               Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni